IoT ve Geleceğimiz

2000’li yılların başında ben internet ile  yeni tanıştığım yıllarda birçok meşakkatli yöntemle abonelik yaptırır, telefon hattımızı meşgul etme pahasına internete bağlanırdık. Bundan birkaç yıl sonra internete girmek için bilgisayar sahibi olma zorunluluğu ortadan kalkacak şeklinde bir haber hatırlıyorum. Tabi o zaman hayli ütopik gelen bir şeydi bu bana. Gel zaman git zaman aradan 15 seneye yakın zaman geçtikten sonra, her geçen yıl daha sık konuşmaya başladığımız bir kavram var. IoT (Internet of Things – Nesnelerin İnterneti) Bu konsepte göre kullandığımız gündelik eşyalar dahi internete bağlanarak bize bu alanda da interntet dünyasının nimetlerinden faydalandıracak.

Bu da; en uç nokta olarak baktığımız, çocukluğumuzun çizgi filmi Jetgiller‘e bir adım daha yaklaşmamız demek oluyor.

Bu konuda yapılan çalışmalardan belki de ilk elle tutulur olup son kullanıcının hizmetine girmiş Samsung buzdolapları. Tasarım aşaması bitip son kullanıcıya satılacak noktaya gelmiş durumda. Düşünün artık buzdolabı içinde ne olup olmadığını anlayabilecek ve buna göre ilgili site üzerinden iletişime geçip sizin yerinize sipariş verecek . Market alışverişi ile ilgili en büyük sorunlarımızdan birisini çözecek.

Böyle bir şekilde pek çoğumuzun hoşuna gidecektir. En azından bundan 10 sene ve daha öncesinde konuşuluyor olsaydı. Şimdi ise ne değişti peki ?

Gazete haberinde de gördüğünüz gibi şu an mağazaya gitme alışkanlığımızı değiştiren online alışveriş zamanının  büyük bir ütopyasıydı.  Değişen şu oldu: insanlar yazılımların veya makinelerin bir şeyleri kendileri adına otomatik olarak yapmaları için bu cihazların kendilerini sürekli izlemeleri gerektiğini farkettiler. Bu da ortaya “Gizlilik” denen kavramın daha yüksek sesle ifade edilmesine neden oldu. Tabi gizliliği bu derecede gündeme getiren tek şey bu değil. Cihazların bu izleme tespit etme ve eyleme geçme döngüsünü izleyen başkalarının da olduğu anlaşıldı. Bahsettiğimiz buzdolabını örnek verecek olursak, sizin adınıza bir ürünün sipariş edilme anına kadar buzdolabını üreten firmalar ve sipariş edilen internet sitesi sizin temel gıda maddesi tüketimlerinizi izleyebilme potansiyeline sahip. (Ben kendi adıma bunun aksini düşünmüyorum bile) Dananın kuyruğunun koptuğu nokta tam da burası oluyor. “Ben sıradan biriyim. firmalar ne yapsın benim yediğim tereyağını” diyen zihniyet ile “Benim iznim olmadan nasıl böyle bir şey yaparlar” diyen iki kutup ortaya çıkıyor.

Her iki tarafın da haklı yönleri var. Ama izinsiz izlemeye yapılmasını istemeyenler daha haklı. Çok muhtemel ki şöyle bir senaryo olacak: Buzdolabı üreten firma bir şehirdeki hane halkının buzdolabına koyduğu gıda malzemelerini sürekli izleyecek ve o ailenin yeme-içme alışkanlığını ortaya çıkaracak. Bunu tüm şehir çapında yaptığını düşündüğünüz de şehrin gıda maddesi tüketimi ile ilgili istatistiki verilere ulaşabilir. Sonra da Carrefour, Migros gibi grosmarket zincirlerine “Kardeş, bak ben de bu şehirde büyük çoğunluğun aldığı gıda malzemelerinin listesi var. Şu kadar para öde sana bu bilgileri vereyim” diyecek. Grosmarketimiz de satılmayacak veya az satılacak ürün getirip zarar etmek yerine bunun daha azını firmaya ödeyerek garanti yatırım yapmış olacak.

Burada benim görüşüm şu: buzdolabı üreten firmalar benim ürettiğim veriyi alarak bunu ticari faaliyetinde kullanıyor, bundan para kazanıyor ve üstelik bunu benden habersiz yapıyor. Bunun; benim evimde protiplerini çizdiğim bir icadımı penceremden bakarak çalması ve bunun patentini başka yerlere satmasından bir farkı yok.

Bu verileri para karşılığında verir misin ? Bu kulağa oldukça cazip gelen bir teklif. Hiçbir şey yapmadan, sadece alışkanlıklarınla para kazanmak.

Yine aynı örnek üzerinden gidersek, bu duruma pek çok kullanıcının kayıtsız kalamayacağı aşikar. Para ile verilerimizi sattığımızda, bu verilerin kontrolü, dağıtılması ve işlenmesi ile ilglili hiç bir söz hakkımız kalmayacak. Nasıl ki bir marketten satın aldığımız bıçağı sebze doğramak, tadilat işlerinde kullanmak veya adam öldürmek gibi işlerde kullanma hakkımız oluyorsa, buzdolabından topladığı veriler için para ödeyen firma da aynı şeyi pekala düşünecek. Üretici firmanın bulunduğu bir ülke ile bu firma ürünlerinin satıldığı ülke savaşa girse, üretici firma savaştıkları ülkenin yeme içme alışkanlığını bildiğinden o ürün gruplarını zehirlese ve ülkede toplu ölümler meydana gelse… Bu yazdığım çok uç bir örnek oldu. Ama yaşanması muhtemel hadise, yeri geldiğinde kötü niyet barındırması anlamında bundan çok farklı olmayacaktır. Bu verilerin kullanılmasını bu derece gerektirecek kadar bir savaş ortamı yaşanmayabilir. Yine de bir devletin, ele geçirmek istediği bir bölgedeki insanları hastalık ile zayıflatmak için hangi gıdaların genetiği ile oynayacağına ilişkin stratejileri belirlemesi şeklindeki senaryolar kimseye bilim-kurgu filmi
gibi gelmeyecektir.

Altını özellikle çiziyorum Samsung’u örnek olarak seçtim. Gerçekte ne yaptıklarını Allah bilir tabi ama somut örnek olması açısından kullandım. Hemen hemen her firma bu yönteme başvuruyor. Cep telefonunda uygulama ile alakasız parametrelere erişim izni isteyeninden tutun da Google, Apple, Amazon… pek bir farkları yok. Uzun zaman önce M. Serdar Kuzuloğlu’nun bir yazısında kitap satışı ile ilgili stratejileri okumuş hayret etmiştim. Ama görülüyor ki bu mantık hemen hemen aynı eksende devam ederek hayatımızın diğer alanlarına da girmiş durumda.

Amazon son yıllarda Echo adlı ürününü duyurdu. Ses tanıma özelliği ve yapay zekayı birleştiren bluetooth hoparlör. “Alexa yarın hava nasıl olacak ?” sorunuzun cevabını bu hoparlörden sesli duyacaksınız. Tabi bunun bedeli o cihazın sizi her zaman dinlemesi.

Bir akşam eve geldiğimizde bizi dinleyen bir böcek bulsak muhakkak hepimiz sinirlenir ve bunu yapanı bulmaya çalışırız. Aynı tepkiyi neden bu cihazlar görmüyor peki ? Sebebi evlerimize gizlice girmek yerine bizim isteğimizle mi girmeleri?

Bu durumdan kaçabilir miyiz ? Evet bu, çağdışı bir hayat yaşayarak kurtulabileceğimiz bir durum. Akıllı telefonlar yerine sadece arayıp mesaj atabilen telefonlar kullanmak, internetten hiç alışveriş yapmamak, yurtdışından sevdiğimiz ama ülkemizde olmayan veya daha ucuz olduğu için ürün getirtmemek, internet kullanmamak, anlık iletişim yerine, daha yavaş iletişim kurmak gibi bedelleri ödeyerek bundan kurtulabiliriz.

Her cevap yeni bir soruyu ortaya çıkarıyor; peki değer mi ? Şahsen buna ben de en az sizler kadar hayır cevabı vermeye meyilliiyim. Uzakta kaldığın sevdiklerinle iletişim kurmanın, günlük hayatın hengamesi içinde bir de mağaza mağaza gezmek yerine işini 5 dk içinde halletmenin tadını hepimiz aldık. Sanırım bunun bedelini de ödemeye hazırız.

_________________
Her hakkı saklıdır.

Share This: