Telefonlarımızı Güncellemeli Miyiz

Baştan söyleyeyim, hayır. Ya da duruma göre. Çünkü herkesin “GÜNCELLEME” diye bağırdığı, yeni Android sürüm güncellemesini cihazlara göndermeyen üreticilerin yerden yere vurulduğu bir ortamda ben bu yazıyı kaleme alıyorsam, zaten hemfikir olmak için yazmayacağım açık.

 

Kendi deneyimlerinden yola çıkarak başlayayım. Hali hazırda 2013 yılında aldığım iPhone 5 telefonunu kullanmaktayım. Cihaz ios 6 ile geliyordu. (hani şu skeumorphic denilen, gerçek hayattaki ile çok benzer tasarım anlayışına sahip olan ilk iphonedan beri kullanılan arayüze sahip son ios sürümü) Cihaz Eylül 2012’de tanıtılmıştı, Benim almam Mart 2013’ü buldu. 5 aylık bir kullanımdan sonra telefonumu çekmeceye bırakarak 6 ay farklı yerlere gittim. Döndüğümde ios 7 güncellemesi dağıtılmaya başlanmıştı ve o zamana kadar ki en radikal arayüz tasarımına geçildi. Yıllardır hayalini kurduğum bir iphone’u, arayüzünü beğendiğim şekilde kullanacak olmamın süresi 5 ay ile sınırlı olmamalıydı. (Tahmin edeceğiniz üzere flat tasarım hiç hoşuma gitmemişti.) Bu yüzden ios 7’yi pas geçtim. Takvimler 2015 yılını gösterdiğinde zaman ios 8’in zamanıydı ve merak duygusu zamanla artmaya başladı. İnsanın canı biraz değişiklik de çekiyordu. Numara engelleme gibi çok kullanışlı bir özellik gelmişti. (ios 7 ile geldi aslında ama artık o an onu kullanamayacaktım) Uzun lafın kısası kurdum ve sonuç hiç umduğum gibi olmadı. Tabiri caizse yağ gibi kayan telefon 7 – 8 yıllık PC gibi davranmaya başladı. Birden soğudum telefondan. Yenisini almak nasıl bir şey olurdu acaba diye düşünmeye başladım.

 

 

Grafikte de görebileceğiniz üzere bu konuda yalnız olmadığımı anlayabilirsiniz. Her yeni ios sürümü çıktığında iphonelarının yavaşlaması ile ilgili Google araması yaptıran kişilerin sayısı dramatik derecede artıyor. Peki diyelim, yaptık bi enayilik telefonun donanımın yetmeyeceği bir işletim sistemi kurduk. Eskisine geri dönelim? İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer burası. Apple diyor ki olmaz. Kasıla kasıla kullan o telefonu. Beğenmiyorsan yenisini al.

 

Bu durum Android cihazlarda root, modlama, Cynogenmod gibi uygulamalarla çok fazla sorun teşkil etmiyorsa da, her yeni güncellemenin telefonu daha ileri götürmediği gerçek.

 

Son olarak 2015 Temmuz’da piyasaya çıkan Windows 10’da güncellemelerin otomatik geleceği ve bu zamana kadar yaptığımız istediklerimizi yükleme seçeneğimizin kalmadığı açıklandı. Windows 10, bütün Microsoft cihazlarını da kapsayan bir ortak bir işletim sistemi olunca da bu durumdan telefon, tablet, Xbox gibi tüm cihazlarımız etkilenecek.

 

Bütün hepsinin kapısı Planlı Eskitme (Planned Obsolescence) denilen yere çıkıyor. Aşağıdaki videonun 10. dakikasından sonra konuya değiniliyor.

 

 

Aslında olayı sadece eskitme, tüketiciyi çaktırmadan yeni ürün almaya teşvik etme olayı değil. Önceden aldığınız bir Nokia telefon tamamiyle sizindi. Yazılımsal veya ufak da olsa donanımsal yeni özellikler varsa yenisini almak durumundaydık. 5110’da 3 tane oyun varsa yeni oyunlar oynamak ve internete girebilmek için 7110 almak zorundaydık. (7110 da ne telefondu zamanında)
Baktığınızda böyle ufak geliştirmeler için yeni cihaz almak sinir bozucu. Ama güncelleme olayının gittiği yer de amacını çoktan aştı.

 

 

Güncelleme gönderme seçeneğinin sürekli el altında olması, artık aldığımız cihazların yazılımsal olarak daha az özenilerek çıkmasına neden oluyor. Kullanıcı deneyimini geliştirmek için yapılan iyileştirme ve yenilikleri buna dahil etmiyorum. Bunun en bariz örneğini PC ve Konsol oyunlarında görüyoruz. (Geçen gün kutulu olarak aldığım Destiny oyunun toplam boyutu 8 GB iken benim oyunu oynamak için indirdiğim güncelleme 30 GB civarındaydı. ) Ubisoft oyunlarında da bunu sıkça görmekteyiz.

 

Komplo teorisyenliğime devam edeyim. Günümüzde gelinen noktada cihazlarımızın kontrolünü üreticilere veya içindeki yazılım firmalarına vermek üzereyiz. Farz-ı mual teknloji dünyasının yeni trendi VR Gözlükleri şu an revaçta. Bilinen 5-6 firma bu alana ciddi yatırım yapıyorlar. Başka bir telefon üreticisi firmanın da bu işe girmek istediğini varsayalım. Firma htc Vive gibi sensörlerin yerleştirilip kullanıcıya sınırlarını gösteren bir sistem mi yoksa Oculus Rift gibi sensörsüz bir sistem  mi yapacağı kararını vermek için telefonlarına bir güncelleme gönderiyor ve telefonun kamerasını 3 boyutlu oda görüntülerini çekme özelliğine kavuşturuyor. Analiz için bu verileri kullanmaya başlıyor. Bu güncellemeyi de Facebook dahil olmak üzere içeriği hakkında açık bir bilgi paylaşmadan yapıyor.

 

Senaryo olarak bu durumun şirketin ticari çıkarları yararına kullanılması muhtemel ve ben kendi adıma doğru bulmasam da kabul edilemez bir şey değil. Peki bu durumun, burada uzun uzun anlattığım şekle dönüşmeyeceğinin, hatta dönüşmediğinin garantisi var mı? Elbette yok.

 

Gelinen noktada cihazlarımızın kontrolünü üreticilere bırakmaya başladık. Şu aşamada internete sürekli bağlı olan mobil cihazlarımız buna en çok maruz kalan ürün grubu. IoT ile birlikte buzdolabımız, hoparlörümüz, ocağımız kısaca elektrikle çalışan tüm ev aletlerimiz internete bağlandığında ne olacak ? Ömürlük diye tabir edilen kavram ansiklopedilerde kalacak.

 

Bir de sorgulamamız gereken şeyler var. Bugün bir teknoloji kanalını açın, bir telefon inceleme videosunda muhakkak “… firması
güncellemeleri telefonlara çok geciktirmeden gönderiyor” “güncelleme konusunda müşterileri çok şikayetçi” tarzında cümleler yer aldığını görürsünüz. Güncelleme diye ortalığı ayağa kaldırmak ne kadar gerekli. Bir önceki sürüm de, ondan öncekine göre gelişmiş olup kullanım deneyimini arttırmak için hazırlanmamış mıydı ? O zaman kullanıcıya sunulmaya layık olan yazılımda 1 sene sonra ne değişmiş olabilir. (Yazının başında da belirttim, sizin için çok önemli bir işlev kazanacaksa bu cihaz ona bir lafım kesinlikle yok.) Pencere animasyonları, görsel arayüz değişiyor. Android’ci iseniz launcherlar var onları deneyin. iPhone’cu iseniz zaten değişen pek bir şey yok. Sırf bu nedenlerle sahip olduğum iPad’imi güncellememeye kararlıyım.

 

Kendinize iyi bakın.

Share This: