Sahte Check-In Yapmak Ayıp Değil, Vatandaşlık Görevi

Yazının başlığının ilham kaynağını aşağıda görseli yer alan onedio haberi oluşturmakta. Bu, yazının dışarıda check-in yapma hakkında olacağı anlamına da gelmiyor. Kişisel verilerin gizliliği ve biraz da (kendi açımdan emin olduğuna inandığım) komplo teorileri olacak.

Malumunuz Facebook, Google gibi siteler Çin Halk Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteremiyor. Paypal verileri Türkiye’de saklamadığı için ülkemizde yasaklandı. En son olarak Rusya Linked’in sitesini yasakladığını açıkladı. Bütün bu kararların arkasında farklı nedenler olabilir. Ama şu bir gerçek ki, devletler kendi vatandaşlarının verilerinin büyük şirketler tarafından alınıp yurtdışında saklanmasından rahatsız.

Youtube, Twitter gibi siteler sattıkları hizmet karşılığında kazandıkları parayı doğrudan yurtdışına çıkardıkları için önce ülkemizde ofis açmaya zorlandılar sonra da bir takım yaptırımlara maruz kaldılar. Devlet o zaman için olaya parasal olarak bakıyordu. (Belki işin bu yönünü de düşünmüşlerdir. Ama açıklama olarak bu firmalar da vergi versin denilince akıllara başka türlüsü gelmiyor)

Kişisel verilerin kullanımı ile ilgili Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bu konuda çoktan yasal düzenlemeler hazırlanmış durumda. Ülkemizde de Mart 2016’da Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yayımlandı. İşin bu kısmı devletler arası boyutta. Çoğu noktada politikacıların çözmesi gereken konu.

Diğer yandan biz vatandaşların yapacakları yok mu? Yazının kalan kısmı bu cevapları ele alan bir yazı olacak.

Youtube’u açtığınızda anasayfada karşınıza çıkan önerilen videoların, daha önce seyrettiğiniz videolar ile benzerlik gösterdiğini, fiyatını öğrenmek için Google arama sayfasına yazdığınız ürünün hemen sonrasında girdiğiniz başka bir sitenin reklam alanında belirdiğini görmüşsünüzdür. Keza Facebook haber kaynağı sayfasında paylaşımlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın büyük ihtimalle sırf ilkokulda birlikte okuduğunuz için isteğini kabul ettiğiniz arkadaşlarınız değil de etkileşimde bulunduğunuz arkadaşlarınız olduğuna tanık olmayanımız yok.

Buradan çıkarılması gereken sonuç: siteler bizim site içindeki faaliyetlerimizi analiz ediyor, buna göre bize içerik sunuyor. Buraya kadar güzel. Peki analiz edilen bizlerin sağladığı bu veriler sadece karşımıza bizimle ilgili içerik çıkarılması için kullanılmıyorsa ? Bu pekala mümkün ve burada detaya girmeden konuya ilişkin yazıma bakabilirsiniz.

Spotify’da dinlediğimiz müziklerin analiz edilerek karşımıza Haftalık Keşif kısmında beğenebileceğimiz öneriler geliyor. Spotify’ın kullanıcılardan alacağı veri, o bölgedeki popüler müzik türleri/sanatçılar olacak. Bu verileri plak şirketlerine satıp kendine yarar sağlayabilir. Netflix’in film önerileri kısmına geldiğimizde işin rengi biraz daha değişiyor. Kullanıcılardan aldığı verileri benzer şekilde ticarete dökmenin/kullanmanın yanı sıra kişilik analizi de yapabilir hale geliyor. Çünkü kimse sevmediği bir film için 2 saatini harcamaz. Eğer çok meraklısı değilse sadece sevdiği filmlere harcar.

Popüler ağlar Facebook, Instagram ve Twitter’a geldiğimizde analiz yapmak daha da kolaylaşıyor. Yer bildirimi yaparak nereleri sevdiğimiz, siyasi görüşümüz, diğer inançlarımız, ne kadar sosyal medya bağımlısı olduğumuz, sevdiğimiz sanatçılar veya ünlüler… liste uzayıp gidiyor. Emin değilim ama Instagram, Facebook gibi sitede paylaştığımız fotoğraflar görüntü işleme ile bu amaç kullanılıyor olabilir. Facebook’un fotoğraf üzerinden yer tahmini yapan bir algoritma çalışması var. Bunun için de biz kullanıcıları kullanıyor.

Bu noktada sanırım Aslan payını Google’a vermek gerek. Belki bu tabir bile az kalır. İzlememiş olanlar için Ex-Machina filmini şiddetle tavsiye ederim. Genel olarak felsefi soruları gündeme taşıyan bir film olsa da filmin başlangıcı şu şekilde: “İnternette yaptığınız her arama kişiliğiniz hakkında önemli ipuçları sağlar.” Sanırım durumumuzu özetleyen cümle oldu.

 

Akıllara şu soru geliyor: “Google’da arattığımız her  şey bizimle ilgili midir?” Basit bir mantık yürütürsek buna  rahatlıkla hayır diyebiliriz. O an için aklımıza gelen ve merak duygumuzu gidermek istediğimiz o kadar çok konu var ki. Buna okuduğumuz bir yazıyı yada dinlediğimiz bir konuyu anlamak için araştırdığımız ifadeler de dahil. Ama büyük çerçeveye baktığımızda mikro verilerin toplanıp oluşturduğu makro veriler bize bazı konularda çok net fikirler veriyor.

Resimlere bakarak Google’a ne tür veriler sağladığımızı görüyorsunuz. Trump’ın kabinesinde görülmesi en çok istenen bürokrat, ülkemizde en çok takip edilen dizi, en çok takip edilen ünlüler… Bunlar olayın bize gösterilen yüzü. Arkaplanda çokdaha farklı amaçlara hizmet edecek verilerin toplanıp işlendiğini düşünmek zor değil. Bunlar çok değerli veriler.

Düşünün; Whatsapp uygulaması 16 Milyar Dolar gibi bir ücret ödenerek Facebook tarafından satın alındı. Peki Whatsapp’ı bu kadar değerli yapan ne? İlk yıllarında sadece IOS kullanıcılarından 0,99 TL ücret talep eden, daha sonra yıllık 0,99 TL ücret alan bir gelir modeli vardı. Baktığınızda karlı bir iş anlaşması değil gibi gözüküyor. Yine benzer şekilde Facebook Instagram’a 1 Milyar Dolar ödeme yaptı. Arada çıkan sponsorlu reklamlar dışında yine gelir modeli olmayan bir uygulama. Kaybolan resimler temalı Snapchat için 3 milyar Dolar teklif etti. Yine kullanıcılara bedava sunulan ve reklam içermeyen bir hizmet. O zamandan bu zamana Snapchat’in değeri 19 Milyar Dolar seviyesine çıktı.

Onedrive, Google Drive gibi firmalar “Lütfen fotoğraflarınızı bizde saklayın” modundalar. Hatta Onedrive bir ara telefondaki fotoğrafların otomatik senkronizasyonuna izin vermemiz halinde ilave depolama alanı hediye edeceğini söylüyordu. Herkes telefonumuzda ne depoladığımızı bilmek istiyor. Öyle ki, haber uygulaması olan ntvspor bile kullanıcıdan telefonundaki dosyalara erişim izni istiyor. Popüler oyun Angry Birds işi biraz daha abartmış.

                                                                                    
Uygulamaların bizim hakkımızda merak ettikleri bir başka konu da nerede olduğumuz. Sosyal medyanın popüler hava atma başlığı olan yer bildirimleri, bu şirketlerin avuçlarını ovuşturmasına neden oluyor. Android bir telefon kullanıcısı iseniz ve telefonunuzun konum hizmetini açık unuttuysanız, gün sonunda Swarm uygulaması size geçtiğiniz yerlerin bir listesini önünüze seriyor ve “buralarda check in yapmayı mı unuttun” şeklinde bir soru yöneltiyor. o saatten sonra siz hava atmamak için bildrimde bulunmayın, Swarm çoktan gittiğiniz yerleri veritabanına eklemiş durumda. Bu seçenekler çoğu yerde kişisel verilerin gizliliği yasalarına aykırı. Bu nedenle bu ayarları kapatma seçeneği sunuluyor. Ama uygulamayı kurduğunuzda varsayılan olarak açık halde gelmesi gibi ufak bir sorun var.

Bu konuda ios kullanıcıları çok daha şanslı. Yapısı gereği bir uygulamaya kendi dosya dizini dışındaki dosyalara erişimine izin vermiyor ve konum bilgisine erişimi sadece uygulamayı kullanırken izin verme gibi seçenek var. Ayrıca ekranın üstünde bununla ilgili bildirimler yer almakta.

Apple çok mu kullanıcı dostu bu konuda? Elbette hayır. Hatta sabıkalı. Bir yazılımcı tarafından telefondan konum bilgilerinin kayıt edildiği anlaşılınca minik çaplı bir infial çıkınca Apple bu işten vazgeçmişti.

Peki buna nasıl inanacağız? Ayarlardan konum kapatmayı seçtikten sonra gerçekten bir uygulama konumumuzu bilemeyecek mi ? Telefon dosyalarına erişim iznini kapattığımızda telefondaki dosyalarımız bize özel mi olacak. Bu konuda ben hiç iyimser değilim. Son olarak kulaklılarımız aracılığıyla ortam dinlemesinin yapılabildiği ortaya çıktı. Google, Harita hizmetindeki trafik yoğunluğu bilgisini Android kullanıcılarının izni olmaksızın, onlar aracılığıyla sağlıyor.

Tüm bunlar ne için? Ne demeye bütün bu kaygılar? Abartılı bulacak olanlar olabilir. Mutualist bir ilişki yaşıyor olabiliriz. Trafiğin yoğun olduğu noktaya girmeyerek 1 saat kazanmış olabilirim. Ya da sevdiğim bir arkadaşımla aynı mekanda olduğumu öğrenip onunla buluşabilirim. Benzer ilgi alanına sahip olduğum kişileri tanıyarak hayatıma renk katabilirim.

Bunların hepsi kullanıcıdan verilerini almak için uzatılan şekerler. Şirketlerin, yakın tarihten itibaren insanoğlunun cinselliğe olan zaafını keşfedip bunu ticari olarak kullanmaya başlamaları çok eski değil. (Detaylı bir inceleme için bu yazıya göz atabilirsiniz.) İşte aynen bu mantıkla baktığınızda bu tip verileri paylaşmak, daha fazla zaaf noktamızı ortaya koyuyor. Bu da şirketlerin bizi kullanacakları daha fazla açık kapı demek. Bu da olayı en uç noktaya kadar düşündüğümüzde; sanırım internet üzerinden kontrol edilen etten kemikten bir robota dönüşeceğiz. Bu konu Doctor Who dizisinin Rise of the Cyberman adlı bölümünde işleniyor. Anlatmak istediklerimin filme çekilmiş hali diyebiliriz.

Bu aşamada biz kullanıcılar da basit şekilde tedbirler alabiliriz. Sanırım Mark Zuckerberg’in paylaştığı şu fotoğraf teknoloji dünyası için önemli bir darb-ı mesel olacak.

Üstad bile yazılımsal olarak alınacak tedbirlerin kâr etmeyeceğinin farkında ve mekanik tedbirler alma yoluna gitmiş. (Kendisi başkalarını dinleyebiliyorsa başkaları da beni dinleyebilir diye düşünmesi normal. Sanırım bu şekilde bir durumla karşılaşan kişiler vardır. Kaldı ki, reddetseler de böyle bir iddianın ortaya atılmasına neden olmaları da manidar)

Bunlardan birisi telefona gerekmedikçe çok fazla uygulama kurmamak. Çünkü bu uygulamalar artık birer virüse dönüşmeye başladı. Baktığınızda uyuyor ama yeri geldiğinde harekete geçip sizi zayıflatan şeyler. Amiral gemisi model telefonlar gelişmiş işlemcilere sahip ve yeterince hızlılar. Dolayısıyla Facebook, (özellikle paylaşım için değil takip için kullanıyorum diyen kullanıcılar için) Instagram, Foursquare gibi servisler mobil sürümleri ile hizmet veriyorlar ve internet tarayıcısı üzerinden rahatlıkla kullanılabilir durumdalar. Çünkü, ses kaydı göndermek için Mikrofon erişimine izin verdiğiniz uygulamanın ortamdaki sesi ne zaman dinleyeceğini bilemezsiniz.

Diğeri de yaptığımız paylaşımlara dikkat etmek. Çünkü yaptığımız paylaşımların toplamı bizler için bir profil çıkarılmasına neden oluyor. Çok detaya inmese de genel bir karakter ortaya koyuyor diyebiliriz. Bu nedenle Instagram’da “çok cool gözükmek için yapıyor” diye eleştirilen ergen kardeşlerimiz misali çok cool gözüktürecek, ama aslında alakamız olmayan alıntıları beğenebiliriz. Kiralık Aşk izliyorsak, Discovery Channel izlediğimizi söyleyebilir, gitmediğimiz halde Farid Farjad konserinde yer bildiriminde bulunabiliriz. Kısaca sosyal medyanın bize sorduğu her soruya doğru cevap vermek zorunda değiliz.

Siz, takipçi satın alarak profili çok takip ediliyormuş gibi gösteren insanlar. Aynen devam. Selin sürekli ortamlarda dedirtmek için yeri geldiğinde gitmediği mekanlarda sahte check in yapan kişi. Sen de aynen devam. Bunlar ayıp değil, vatandaşlık görevi.

___
Her hakkı saklıdır.

Share This: