Mobil İşletim Sistemleri Üzerine

Android ve ios fanboyları toplanın. Savaşta yeni bir cephe açıyorum 😃 Savaşın galibi ise…. Hiç gerek yok böyle şeylere. En nihayetinde her birimiz tercihlerimizi yapıp bir tanesin kullanacağız.

 

Pek çok konuda olduğu gibi aynı alanda (baskın) iki tercihimiz olduğu durumlarda, aynı toplumda iki zıt kutup ortaya çıkar. Playstation vs Xbox, Audi vs BMW… gibi örnekleri arttırmak mümkün. Son on yılda da Android ve iphone fanboy’luğu şeklinde iki kavram gündelik hayatlarımızda yer almaya başladı. Üstelik bu durum sadece ülkemiz için geçerli olmayıp bütün dünyayı etkisi altına almış durumda. Her iki taraf da birbirlerini körü körüne işletim sistemine bağlı kalmakla suçluyor. Elbette tercihini birinden yana yapmış olup da diğer işletim sisteminin hakkını verenler de yok değil.

 

Bunun nedeninin salt teknoloji ile veya yazılım ile açıklanamayacağı aşikar. Olay antropoloji, sosyoloji, psikoloji gibi insan odaklı bilimlere kadar uzanıyor. Zaten konumuz da bu değil.

 

apple-logo-chest-fanboy

Bu yazıyı da tamamen kullanıcı deneyimlerinden yararlanarak yazacağım. En başında söylemekte yarar var: 3 yıldır iPhone 5 kullanıcısıyım, İpad’im var. Tablet deneyimine daha çok benzetebileceğimiz Minix Neo X8-H medya oynatıcım var. Tabi bunun yanında arada çeşitli android telefonlar da elimden geçti.

                   fanboy-1  fanboy-3   fanboy-2

 

İki yazılımın tarihçelerini tekrar yazmaya gerek yok. Kısaca, ilk markete sistemine dayalı mobil işletim sistemi ios idi. Bir süre pazarı domine etti. Daha sonra Android yakaladı ve geçti. Geçmekle kalmayıp %80’lere varan pazar payına kavuştu. Tabi bunu ios’a tam bir üstünlük kurma şeklinde değerlendirebilir miyiz ? Bu konuya ayrıca değineceğim.

 

chartoftheday_4431_smartphone_operating_system_market_share_n

 

Zamanında sen neden bir iPhone almayı tercih ettin derseniz… Hani 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra bir soru gündeme gelmişti, Özgürlük mü güvenlik mi? Android ve ios tercihini de buna benzetebiliriz. Benim de tercihim, bankacılık işlemleri yapacağım bir cihaz için de elbette güvenlik olacaktı. Buna ek olarak, görsel anlamda o anki Android arayüzlerinden çok daha çekici gelmesi, telefonu kurcalamaya başladığınızda yağ gibi kayması (pek çok Samsung kullanıcısının bir Windows bilgisayar gibi yavaşlama probleminden dert yanıyor olması da hesaba katarsak) benim  için zor bir tercih olmadı.

 

Bunun yanında bu nimetlerin bir bedeli olacaktı. En basit bir dosya transferi için bile iTunes yazılımına ihtiyaç duyma gerekliliği en büyük handikaptı. Bu da iphone tarafında dile getirilen durumdu. Ama öyle yada böyle bir şekilde bunu yapacağımı düşünüyordum. Nitekim öyle yada böyle yer almasını istediğim dosya telefonda yer aldı. Market gelirlerinden hiçbir şekilde kayba uğramamak adına dışarıdan veri transferine büyük kısıtlamalar getirmesi anlaşılabilir bir şeydi. Hatta telif hakkı içeren dosyaların da başka kişilerle paylaşımını engellemek için kullanıcıya fiziksel bir kopya vermemesi de öyle.

 

Benim için bu düşüncelerimi sorgulamaya başladığım an, bilgisayarımı formatladığım an oldu. Malumunuz iphone’a medya içeriklerini tanımlanmış tek bir iTunes programı üzerinden atabiliyorsunuz. Eğer başka bir bilgisayardaki programı kullanacaksanız telefondaki içeriklerin silinmesini kabul etmeniz gerekiyor. Çöken bilgisayarımı formatladıktan sonra telefonuma şarkı atmak için girişimde bulunduğumda aynı uyarı ile karşılaşınca başımdan aşağı kaynar su döküldü resmen. Telefonumda 5 GB şarkı vardı ve emek emek o mp3lerin etiketlerini, albüm kapaklarını düzenlemiştim. İnternette konu ile ilgili yaptığım aramaların sonunda da başka bir çözüm olmadığını anlayınca, yeni şarkıları VLC player’a attım. Ama iki şarkı arasında geçiş yapmak için uygulama değiştirmek kadar saçma bir şey olamayacağı gibi, spotlight aramalarında da VLC’deki şarkılar çıkmıyordu. En sonunda üzülerek arşivimi silmek zorunda kaldım.

 

Gerçekten bu kadar kuralcılık gerekli miydi? Emek emek etiket bilgilerini düzenlediğim arşivimi neden bilgisayarıma geri yükleyemiyorum. Evet bu kadarı fazlaydı. Ama müzik dinleme konusunda şu kadarını söyleyebilirim. Bu kadar abartma, bilinçsiz yapılan bir şey değil. Çok eski bir şirket geleneği olarak Apple, sattığı ürünlerin yanında ilave donanım ve servislerden de gelir elde etme peşinde. Evrensel bağlantı standartları yerine kendi cihazlarına has bağlantılar kullanmak ve bunları fahiş fiyatlara satmak. Müzik konusunda da Apple’ın iki servisi var. iTunes Mağazası aracılığı ile şarkı satmak ve Apple Music ile anlık müzik dinleme hizmeti satmak. Buna ilave olarak iTunes Match hizmeti de var. iTunes Match de bilgisayarınızdaki şarkıları tarayıp, mağazada var olanlar ile eşleştirme, olmayanları da yükleyerek kendi stream edilebilir müzik ağınızı kurmanızı sağlayan bir servis. Tahmin edeceğiniz üzere bu arşivi Apple cihazlarından dinleyebiliyorsunuz sadece. Görüleceği üzere eğer benim gibi düşünmeyip “hiç böyle şeylerle uğraşamam, parası neyse vereyim de müziğimi dinleyeyim” diye düşünecek kişilerin tek alternatifi bu servisler oluyor. Apple TV de dahil olmak üzere şirketin hiçbir ürününe dışarıdan veri bağlantısı sağlamaması bu nedenle. (Sandisk’in iXpand ürünü var ama bahsettiğim anlamda bir işlevi yok.) Buna ilave olarak bu sistem aracılığyla müzik dinlemeyi seçtiğinizde dışarıda otobüste telefonunuzdan, otelde tabletinizden, evde televizyonunuzdan müzik dinlemek istediğinizde yine bir Apple ürününe ihtiyaç duyuyorsunuz. (Apple ekosistemine hapsolmak dedikleri bu işte 🙂

 

Üstelik tek sorunum da bu değildi. Benimki gibi pek çok işyerinde bilgisayarlara program kurulması sistem yöneticisinin iznine bağlıdır. (Ki bu da iTunes kuramayacağınız anlamına geliyor.) Ofis hayatının olmazsa olmazı dosya paylaşmak, belgeyi taratmak yerine resmini çekip bilgisayara aktarmak gibi şeylerdir. En temel hali ile dışarıda akıllı telefon ile elde ettiğimiz verileri işyerinde bilgisayarımıza aktarıp işlememiz gerekiyor. Gel gelelim bu sebepten dolayı bile data paketimden MB’larca veriyi bu iş için harcayıp e-posta yoluyla bu dosyaları göndermek zorunda kaldım. Öyle ki iphone’dan bilgisayara resim atmak için bile Windows ve Mac bilgisayarlar arasında, aşağıdaki arayüz farklılıkları görüyorsunuz.

 

how_to_transfer_photos_from_iphone_to_pc_computerImage-Capture

 

Karmaşıklık konusunda Windows’un Mac’e oranla kıyaslanmayacak derecede zor olduğunu görüyorsunuz. Android cephesinde pek çok işlemi sürükle-bırak yöntemi ile yapabiliyorsunuz.
İki yazılımın tek farkı dosya transferi değil elbette. Android çekirdeğine belli bir yere kadar erişim izni verdiği için tema değiştirme gibi kişiselleştirme konusunda sayısız seçenek sunuyor.  ios’a uygulama geliştirmek istiyorsanız eğer; Apple’ın sağladığı ve sim kart, yazılım çekirdeği, mesajlar gibi kritik yerlere erişemeyeceğiniz bir SDK kullanmanız, kodlarınızı kendi derleyicisinde derlemeniz gerekmekte.

 

Kısaca özelliklerine değindikten sonra sorularımızı soralım. Güvenlik tedbiri diye bu kadar kısıtlama gerekli mi? Bu tedbirler evhamlı ebeveyn edası ile abartılan tedbirler mi yoksa arka planda başka şeyler mi var? Android kullanıcıları ne kadar tehdit altında?

 

Apple’ın salt güvenlik için bu kadar zahmete girmediği aşikar. Hatta başka cihazlarla entegrasyonu da çok ama çok kısıtlı ki kendi ürünleri dışında ürün satılmasın. Hatta o telefonu işlevsel yapan servisleri de kendi sağlasın. (Spotify – Apple kavgası ile bu konudaki kuşkular iyice artmaya başladı) Akıllı telefonların ilk yaygınlaşmaya başladığı yıllarda da Android tarafında mobil virüslerin ciddi bir tehdit oluşturacağını düşünüyordum. Bunu Windows-Mac OS farkına benzetebilirsiniz. Bilgisayara bağlanan flash disklerden tutun da internete girdiğinizde açılan pop-up pencerelerine kadar her anımız risk altında iken Mac kullanıcıları bu konuda yıllardır çok rahatlar. Bu kıyaslamayı anlattıklarımın biraz somutlaşması adına veriyorum. Yoksa Mac OS’un kullanıcılarının virüs konusunda rahat olmaları yazılımın çok güvenli olmasından kaynaklanmıyor elbette. Windows’ta ekranınızın pikseline kadar özelleştirebiliyorken Mac OS kullanıcıları bu zevki yaşayamıyor.

 

Bu benzetmeyi de cep telefonlarımıza uyarlayabiliriz. Android de kendi resmi marketi ile birlikte geliyor ve buradaki uygulamaları yayınlamadan önce belli testlerden geçiriyor. Bunların çoğu da güvenlik zaafiyeti oluşturmayacak uygulamalar. Burada asıl sorun crack’li oyun oynamaya alışkın bir neslin aynı alışkanlığı cep telefonlarında da sürdürmek istemesi. .apk uzantılı uygulama dosyalarını çeşitli platformlardan arayıp indirmek suretiyle bunu telefonlarımıza kuran bizler, uygulamayı bu hale getiren yazılımcının arka planda sistemimize ne gibi casuslar soktuğunu önemsemiyoruz. Yani açgözlülük yapmayıp nizami bir şekilde uygulama indirirsek bu platform da bize sıkıntı yaşatmayacaktır.

 

Bir başka ios-Android savaş cephesi de işletim sistemlerinin stabil çalışmaları. Yıllardır, ticari amaçlı dijital içerik üretenlerin tercihi Mac bilgisayarlar olmuştur. Hatta Apple’ın bilgisayarlarında Intel işlemciler kullanmaya başlamasından sonra Hackintosh denen kavram hayatımıza girmesiyle, eşdeğer donanıma sahip bir bilgisayara yüksek meblağlar ödemek istemeyen kişilerin de zaman zaman Mac kuracakları bir PC topladıklarını görmeye de başladık.

 

 

Neden Mac sorusuna pek çok kişinin vereceği tek cevap var: “Yazılım-Donanım Uyumu”. Bu da size, çok nadir uygulama çökme hatası, sürücü sorunları nedeniyle sıkıntı yaşamama, daha düşük donanım konfigürasyonları ile daha iyi performans olarak geri dönüyor. Grafikerler, yayıncılar, ses ve video düzenleme işi yapanlar için herhalde en büyük kabus çalışmalarının ortasında bir sürücü hatası nedeniyle bilgisayarlarını yeniden başlatmak zorunda kalıp çalışmalarının bir kısmını kaybetmeleridir. Bu nedenle Mac bilgisayarlar onlar için tercih sebebi. (Bunun yanında o  iş için yazılmış çok kaliteli yazılımlar da var. Tek nedeni yazılım-donanım uyumuna bağlamak doğru olmaz.)

 

Ortaokul ve lise yıllarımızdaki sınavların meşhur soru kalıplarından biri olan “…. arasındaki ilişki aşağıdakilerden hangisinde vardır”ı konuya uyarlarsak iPhone ve ios şıkkını işaretlerdik. Steve Jobs 2007’deki ilk iPhone lansmanında, Alan Kay’in People who are really serious about software should make their own hardware.” sözünden alıntı yaparak ne kadar önem verdiklerini göstermişti.

 

Akıllı telefon döneminin ilk yıllarında iPhone bu alanda tartışmasız savaşın galibi idi. Hatta Android cihazlar için 1 GB, 2 GB gibi bellek kapasiteleri kullanılıyorken  2012’de tanıtılan iPhone 5 ile 1 GB bellek kullanmaya başladı. Tahmin edeceğiniz üzere bu durum kimse için problem teşkil etmedi. Yine bu dönemlerde Android kullanıcıları cihazlarının kilitlenmesi nedeniyle pillerini çıkarmak zorunda kalıyor iken iPhone’larda arka kapak bile açılamazdı. Buna ek olarak 1 sene kullanılan cihazlardan iPhone’un performansı ilk günkünden farksız oluyorken Android cihazlar tıpkı PC gibi “beni formatlasan iyi olur” diyordu. Bu konuda da; bir Android cihaz asla ios cihaz kadar stabilite yakalamayacak olsa bile aradaki fark ciddi oranda kapandı ve artık bu durum telefon satın alırken bir tercih parametresi olmaktan çıktı. (Saf Android yazılımı ile gelen çok az cihaz var ve bu konuda da farklı bir firmaların farklı yazılım uyarlamaları olduğunu, o firmanın kötü Android uyarlamasının da yazılıma mal edilmemesi gerektiğini de unutmamak lazım. Bununla birlikte kullanım deneyiminize “.. firmasının arayüzü çok kötü ama aslında Android şahane” demek de fayda sağlamayacaktır. Bu nedenle tercihinizi, eğer bu durum sizin için önemli ise ona göre yapmanız gerekecek.)

 

Android pazarın ciddi oranda hakimi. Bugün cep telefonlarını bırakın, oyun konsolları, TV’ler, medya oynatıcıları gibi pek çok cihaz Android yazılımı ile geliyor. Bunun yanında cihazların da tek bir üretici elinden çıkmadığını da unutmamak lazım.  Apple’ın bu kadar kısıtlayıcı özelliğe rağmen pazar payını bu kadar geliştirebilmiş olması büyük bir başarı bana göre.

 

Aslında gerek olmasa da can çekişmekte olan Windows Phone da halen varlığını sürdürüyor. Gel gelelim son rakamlar hiç iç açıcı değil ve her gelen güncelleme ile, kullanıcıların cihazı tercih etme sebebi olan uygulamaların (Here maps, Mix radio) cihazlarda yer almayacağı haberleri geliyor.

 

5fc706629335a71-1

 

 

Zaten dünya çapında yaygın olarak kullanılan birkaç uygulama dışında uygulama bulmakta zorlandığınız platform Müfettiş Gadget’ın mesajları misali kendini yok etmeye başladı. Kullanıcı gözüyle bakıldığında, güzel bir yazılım. Android’in esnekliği ile ios’un stabilitesinin harmanlanmış hali diyebiliriz. Ama mağaza olayı bu konuda belirleyici oluyor ve yeni bir çözüm getirmezlerse Blackberry ile benzer kaderi yaşayacaklar gibi gözüküyor.

 

Olay aslında sadece mağazada uygulama olmaması da değil. IoT ve akıllı cihaz kavramının iyiden iyiye hayatlarımıza girdiği şu günlerde artık, gündelik hayatımızda kullandığımız cihazların kontrollerinin ve kullanım bilgilerinin akıllı telefonlarımız aracılığıyla yapılıp değerlendirildiği bir devirdeyiz. Zevk için aldığınız bir Star Wars robotunun kontrollerini cep telefonlarından yapıyoruz veya akıllı ampül ile oturduğumuz yerden ışığın rengini değiştiriyoruz. Yeri geliyor kanepede bulamadığımız kumandadan dolayı TV’yi cep telefonumuzla açıyoruz. Eğer böyle şeylere meraklı bir olanların yanı sıra en az bir iki cihaz kullanmayı düşünüyorsanız, bahsettiğimi işlevleri gerçekleştiren mobil uygulamaların çoğunun ios ve Android için hazırlanmış olduğunu göreceksiniz. İşin ilginç yanı Satya Nadella CEO olduktan sonra mobil alanda hızlı bir atılım yapan Microsoft’un,  Android ve ios’taki uygulamalarının Windows Phone’dakinden daha stabil çalıştığına dair ifadeler dillendiriliyor. Özetle Microsoft da bu konudaki enerjisini kendi platformlarına yansıtmak yerine diğer platformları tercih etmiş durumda.

Bunun yanında bir parantez de benim şahsi takıntım gizlilik konusunda açayım. Günümüzde hayatımızın kolaylaşması açısından belli noktalara kadar gizlilikten taviz veriyoruz. Bunun için mobil cihazlara ihtiyaç da yok. Ama Android ve iOS platformlarını karşılaştıracak olursak bu konuda iOS çok daha başarılı. Buradaki ve buradaki haberlerden hatırlayacağımız gibi Apple da bu konuda hiç masum değil. Google keza bazı hizmetlerini bunun üzerine inşa etmiş durumda. Yani anlayacağınız, akıllı telefon aldıysanız gizlilik diye bir şey kalmıyor. Bununla birlikte konu 3. parti uygulamalara karşı sağlanan gizlilik konusunda iOS tartışmasız daha iyi bana göre. Tabi Apple, doğası gereği de böyle bir politika izliyor.

En basitinden örnek verecek olursak; iOS’ta uygulamaların konum bilgilerine ulaşmaya izin vermesi konusunda “Her zaman” “uygulamayı kullanırken” “hiç bir zaman” şeklinde 3 seçeneğimiz varken Android de bu durum ya hep ya hiç şeklinde ayarlanmış. “Tamamen kapatırsın, olur biter” şeklinde geçiştirilecek bir durum değil tabi ki. Seyahate çıktığınızda yolunuzu bulmak için harita uygulaması ile gittiğiniz yerde yemek yemek için Foursquare uygulamaları telefonunuzda yüklü olsun. Bunların çalışabilmesi için konum bilgisine ihtiyaçları var. öte yandan bu uygulamalarla işiniz bittikten sonra ansızın Google Haritalar’dan “Gittiğiniz bu mekanın fotoğraflarını ekleyin” hatta “Şu fotoğafları ekleyelim mi” şeklinde bildirimler alıp Foursqure’den “Oo Barcelona’ya gelmişsin. Bak burada şunlar çok turist çekiyor” şeklinde bildirimler alıyorsunuz. Keza Swarm sizin gittiğiniz yerleri takip edip “buralarda Check-In yapmadın, yapayım mı” diye soruyor. Konum hizmetini tamamen devre dışı bırakmak da söz konusu ama ayarların karmaşıklığı ve pratiklikten uzak olması nedeniyle çoğu zaman yapılmıyor. iOS’ta ise uygulamanın konumu sadece kullanıldığı sırada açılması sizi, uygulamaların sizden almak istediği bilgileri sınırlandırmanızı sağlıyor.

Android’de uygulamaların işlevi haricindeki bilgilere erişim izni istemesini saymıyorum bile. Sonradan ayarlara gidip kapatılma imkanı olmasına rağmen güncel sürümleri için indirme sırasında bu izinleri ayarlayamıyor olmak can sıkıcı. Acil bir bilgiye ihtiyacınız olduğundan acele indirdiğiniz ve sonra silmeyi unuttuğunuz bir uygulamanın sizin telefon çağrılarını izlemek için istediği izni bir anlık göz ardı etmenizden sonra çağrılarınızın kimler tarafından dinlendiğini düşünün.

Bir kullanıcı olarak sizin de tercihinizi belirleyecek ana maddeler bunlar. Android ile iOS’u kıyaslama açısından şöyle bir örnek vereyim. Siz yönetici, telefonunuz da yönettiğiniz halk olsun. Anroid kullanıyorsanız aşırı demokratik bir ülke yönetiyorsunuz. Her kesimin ayrı talepleri olan, sizden şeffaflık bekleyen, sizin her kesim ile ayrı ayrı uğraşmanız gereken bir toplum gibi. Bunun da size getirisi halkı istediğiniz gibi yönlendirebilmeniz. (Bir noktaya kadar tabi). iOS ise Kuzey Kore yönetmek gibi. Halkınızın çok sınırlı hakları var ve sizden habersiz hiçbir şey yapamıyor. Bunun getirisi de kafanız rahat. Ülke sorunları ile uğraşmak zorunda değilsiniz. iOS hazır, düzgün işleyen bir paket. Android ise çok fazla ayar gerektiren bir makine. Her iki işletim sistemini seçmek isteyenlerin kendilerince haklı sebepleri olacağı farklılıklar bunlar.

Sözün özü, akıllı telefonların bu denli hayatımıza girmesinin nedeni; telefon donanımlarını kullanan uygulamalar ile insanların telefonlarını kişisel ihtiyaçları doğrultusunda kişiselleştirebilmesi. Bunu sağlamanın yolu da bol alternatifli bir market sisteminden geçiyor. Bunu başaramayan yazılımlar da tozlu raflarda yer alacaklar.

Share This: