Whatsapp’ın Yeni Durumu ve Sosyal Ağlar

Whatsapp yeni bir güncelleme yayınlayarak durum bildirimi kısmına yeni yorum  getirdi. Bu yeni yorum, sadece farklı bir bakış açısı değil, aynı zamanda sosyal ağ kavramının bence yeniden tanımlanmasını gündeme getirecek bir değişiklik.

Whatsapp’ta, artık yeni güncelleme ile, durum bildirimlerimizi yazılı olarak değil görüntü veya video şeklinde yapıyor olacağız. Bu görüntü ve videolar da 24 saat sonra siliniyor olacak. Tabi bu durum, artık rehberimizde kayıtlı bir kişiye imalı mesajlar verme şansımızın kalmadığı anlamına gelmekte.

Görüldüğü gibi bu durum pek çoğumuzdan tepki aldı. Yaptığım gözlemler sonucunda da deneme amaçlı yapılan tek tük denemeler dışında kullananı görmedim.

Sosyal medya pek çoklarımızın hayatına Facebook sitesi ile girse de (böyle olmasında Facebook’un kuruluşunu anlatan filmin adının “The Social Network” olması da etkili) sosyal ağlar hayatımızda farklı sitelerle yer almıştı. Yonja, Siberalem, Hi5, MySpace, Orkut gibi siteler Facebook’tan daha eski maziye sahip siteler.

İnsanların interneti kullanarak birbirleriyle etkileşime girmesi mIRC devrinden beri olan bir şey. İlk başlarda bağlantı hızlarımızın el verdiği ölçüde sadece yazılı metinler ile bunu yapıyorken, ortalama bağlantı hızı arttıkça paylaşılan içerikler de resim, ses, video formatlarına evrildi. Hatta bu konuda son aşama olarak, video içeriklerinin tv programlarının yerini alacak kadar kolay paylaşılmasını gösterebiliriz.

O günden bu güne değişen şey aslında sosyal medyanın işlevi oldu. Şimdi küçük bir geçmiş zaman yolculuğu ışığında neler olduğuna bir bakalım.

mIRC, icq gibi platformlarda chat yaparak başladığımız bu yolculuk msn messenger gibi bir efsane bir yazılım ile yeni bir boyuta açılmış, hatta aşağıda görebileceğiniz sektörün oluşmasına neden olacak kadar ileri gitmişti.

                                                       

İnternetin kişisel içerikler için kullanılmaya başlanması biraz daha zaman aldı. Yahoo! Geocities hizmeti ile kişisel internet sayfaları oluşturmaya izin veren bir hizmeti kullanıma soktu ama rağbet çok olmadı. Kişisel blogların yaygınlaşması daha sonra oldu. ADSL bağlantı teknolojisi sayesinde hızlar artınca yazı dışındaki içerikler paylaşılmaya başlandı. Gerek çöpçatanlık gerek sesini duyurmak isteyenler çok farklı amaçlar için uygun platformlar ortaya çıktı.

Takvimler 2007’yi gösterdiğinde haberlerde Microsoft’un, Facebook isimli bir firmanın hisselerini 240 Milyon $’a satın aldığı haberi çıktı. “Neymiş bu Microsoft’un bu kadar para verdiği internet oluşumu ? ” diye baktığımızda ABD üniversitelerinin isimlerinin olduğu, besbelli aynı üniversite öğrencilerini bir araya getirme amaçlı bir proje. Derken facebook ülke sınırları dışına çıktı, uluslararası hizmet vermeye başladı. Tabi bu dönem yine belli “Network”ler seçip sadece oranın üyeleri ile etkileşime geçebiliyordunuz. Baktılar ki küresel çapta bu site çok ilgi gördü, bütün sınırlar kalktı adeta sınırların kalktığı tek dünya devleti misali herkesin herkese ulaşabildiği bir platform oldu.

Facebook’u muadillerinden ayıran tarafı 3. parti uygulamalara izin vermesi oldu. Bu uygulamalar genelde arkadaş listemizdeki kişileri kullanarak oynadığımız oyunlar olunca kar topu gibi büyüdü site. Bir başka büyüme sebebi, özellikle ülkemizde, ilkokul arkadaşlarını bulma olmuştu. Yıllar öncesinin hatıralarını yaşama fırsatı yakalamıştı insanlar. Şimdi yine pek çoğu ile görüşmüyoruz orası ayrı 😃 Tabi ki ardı arkası kesilmeyen “… sevenler”, “… yapanlar”, “…. yapacak … milyar kişi bulurum” grupları da insanların siteye olan bağlılığını arttıran önemli bir faktör oldu. 15 senelik serüveninde facebook çok ama çok evrim geçirdi. Buna daha sonra değineceğiz.

Sonra twitter çıktı. Değişen internet çağında artık kimse bir şeyleri okumaya ya da dinlemeye çok zaman ayırmak istemiyordu. “Ne söyleyeceksen 140 karakterde söyle” mantığında kurulan bir platform… Hatta ismini duyup da kendisinin tam olarak ne olduğunu bilmediğiniz bir döneminde sunuma gelen bir konuşmacının “uçak kazasını haber ajanslarından önce buradaki kullanıcıların attığı twitlerden öğrendik, bu platformun geleceği parlak” şeklinde anlattığını hatırlıyorum. Twitter’ı asıl popüler yapan şey, aslında popüler olması sürecini hızlandıran diyelim, ABD başkanı Barack Obama’nın kullanmaya başlaması oldu. Ve tabi diğer ünlüler de… Twitter, biz halk tabakasını geçtim, ünlülerin de kendilerini doğrudan ifade ettiği ilk platform oldu. (Bunu yapabilme imkanına kavuşmalarından bahsetmiyorum. )

Daha sonra fotoğraf paylaşma uygulaması Instagram hayatımıza girdi. Instagram da alanındaki ilk uygulama olmasa da özellikle sanatsal fotoğraflar çekmişiz havası veren filtreleri gönüllerimizde taht kurdu. Bu kadar popüler olmasını da buna borçlu. #nofilter denilen etiket de bu dönemle birlikte hayatımıza girdi.

Pek çok sosyal ağın yanı sıra hem facebook hem de twitter’da fotoğraf paylaşma özelliği varken ayrıca bir de neden instagram gibi bir servis piyasaya çıktı ve bu kadar popüler oldu ? İşin sırrı resim filtrelerinde mi gizli ? Dahası, facebook’ta durum bildirimi yapılabiliyorken neden twitter gibi bir ağ ortaya çıktı.

Sorunun cevabını kendi düşüncelerime dayanarak vereyim. Popülaritesi bakımından nispeten daha eski zamanlarda kullandığımız ağları dahil etmeyeceğim.

Facebook ilk popüler olmaya başladığı yıllardan itibaren kullanıcıların birbirleriyle etkileşimleri felsefesine dayanıyordu. Vampir olarak ilkokul arkadaşlarını ısırmak, arkadaşlarımızdan aldığımız tarım aletleri ile çiftçilik yapmak, poker oynamak da paylaşılan fotoğraflara yorum yazma gibi temel etkileşim aktivitelerinin yanında yer alıyordu. Bu süre zarfında biz de  “merak” duygusunun etkisiyle ilkokul arkadaşlarımızı bulduk, beğendiğimiz filmleri, müzikleri, futbolcuları yazdık, yani bizi anlatan ne varsa facebook’a işledik. Adını zor hatırladığımız arkadaşlarımızın doğum gününü görünce bayram mesajı atar gibi doğum günü mesajı attık. Gruplara katıldık, sonra o grupların adının değiştiğini yıllar sonra farkettik. Arkadaşlarımızın abuk paylaşımlarına maruz kaldık, Saçma sapan oyun davetlerini nasıl engelleriz diye araştırdık.

Dünya genelinde yayıldıkça önce reklam görmeye başladık, sonra markalar kullanıcıları ile bağlantı kurabilmek için burayı tercih eder oldu. Duvarımızda adeta bir arkadaşımızın paylaşımıymış gibi markaların, internet sitelerinin içeriklerini görmeye başladık.

Bu kadar maddeyi yazınca facebook’un aldığınız her eşyayı ne olduğuna bakmadan kaldırıp attığınız tavan arası deposu kıvamına  geldiği belli oluyor. Anasayfayı açıp farenizle birkaç kere scroll hareketi yaptığınızda birbirinden çok farklı kategorilerde içeriklere denk geliyorsunuz. Üstelik (ABD başkanlık seçimlerinde gündeme geldiği gibi) kimin paylaştığı içeriği göreceğinizin kontrolü de tamamen sizde değil. (Sırf tanıdığınız için eklediğiniz bir arkadaşınızın arada paylaştığı içerikleri görmek yerine her fotoğrafına yorum yazdığınız bir arkadaşınızın paylaşımlarını görmeyi istemeniz çok doğal. Ama bunu seçmeniz mümkün görünmüyor) Uzun lafın kısası videoda Hakkı Alkan’ın dediği gibi Facebook agresif bir politika ile internetin kendisi olmayı amaçlamaya başladı.

Tabi böyle ortamda bir süre kalan bir kişinin vereceği tepkiyi veren kullanıcılar daha derli toplu odalara kaçmayı istedi. Twitter da bu nedenle piyasada kendine yer buldu. Fotoğraf, video içeriklerinin paylaşılmasına imkan tanısa da sadece kullanıcıların kişisel bildirimlerinin (kapitalist dünyanın gereklerinden biri olan reklamlar hariç) ön plana çıktığı bir servis. Bu yüzden de politikacılar, sanatçılar, ünlüler dahil olmak üzere facebook’a mesafeli olan kesimle birlikte kullanıcı kazandı.

Twitter’dan sonra popüler olan sosyal ağımız ise Instagram oldu. Çıktığı zamanki tek işlevi 1:1 oranında fotoğraf paylaşımıydı. Kendisi de insanların twitter’dan bir kaçışı niteliğinde ve eğlencelik bir hizmet oldu. Twitter’ın, kişisel söylemler nedeniyle, politize olmuş yapısında sıkılanlar tarafından popülaritesi bir anda tırmandırıldı.

Instagram o kadar popüler oldu ki; iki sosyal ağ devi Twitter ve Facebook için kıyasıya bir yarışa girdi. Kazanan 1 Milyar dolar ödeyen Facebook oldu. Hatta o güne kadar paylaşımlarda yer alan Instagram linklerindeki resimlerin önizlemesini otomatik olarak açan Twitter bu duruma küsüp, linkleri olduğu gibi yayınlamaya başladı.

Buraya kadar yazılanlardan şu sonucu çıkarabiliriz: “Kullanıcılar, gezindikleri sosyal ağ ortamında tek bir içeriğe odaklanarak gezmek istiyor.”  Bunu biraz daha açarsak, kullanıcılar içerik çeşidi bazında çok fazla dağılmak istemiyor. Bunu destekler nitelikte; popülaritesini iyice yitirmiş ve birkaç sene sonra hatırlanmayacak servis Vine da bu amaçla piyasaya çıktı. Youtube gibi her şeyin videosunun olduğu bir sitenin yanında insanların kişisel videolarını paylaşabileceği bir platform.

Bu dönemde, sosyal ağ kavramını değiştirecek başka yapıların da temeli atılmaya başlanmıştı. Yazının başında anlık mesajlaşma yazılımlarından bahsetmemin de nedeni olan bu temel Whatsapp. Cep telefonlarımızın “akıllı” özelliği kazanmasından kısa süre sonra mesajlaşma kavramına yeni bir soluk getiren, telefon operatörlerinin bize verdiği kısa mesaj kotası yerine devasa internet kotamızı kullanarak mesajlarımızı yazabildiğimiz şu meşhur uygulama.

Aslında Whatsapp, tamamen üst paragrafta belirttiğim amaca yönelik hazırlanmış bir uygulama iken onun kaderini yeni sahibi belirledi diyebiliriz. (Yazdıklarımdan, şu an bambaşka bir hale büründüğü anlaşılmasın.) 19 Milyar Dolar’lık bedel ile Whatsapp da bir Facebook şirketler grubunun bir üyesi oldu.

Gelelim bu yazının yazılmasına neden olan servisimize: Snapchat. Günümüzün popüler son sosyal ağ fikri. Whatsapp yazışmalarına ait ekran görüntüleri tüm internet alemine yayılmaya başlamışken ve whatsapp’ın bütün yazışmaları metin dosyası olarak dışa aktarma hizmeti varken gönderilen mesajların kaybolması fikri ile ortaya çıkan uygulama, 24 saat sonra kaybolan Snap’ler, snap’lere eklenen köpek filtresi gibi 15-20 yaş grubuna hitap eden özellikleri ile bir anda yayıldı.

Bu süre zarfında ayrı bir tarafta da; mobil internet hayatımızda yokken facebook üzerinden mesajlaşmak için kullandığımız küçük pencereler mobil telefonlarda konuşma baloncukları ile kullanılırken Messenger adında alternatif bir uygulama ile mesajlaşma odaklı bir yapı ortaya çıktı. Daha sonra cep telefonlarında mesajlaşmak için Messenger zorunlu hale getirildi. Daha da sonra ise Messenger kendi başına çalışabilen bir mesajlaşma platformu oldu.

Popüler her uygulamaya göz diken Facebook’un, Snapchat’i de görmezden gelmesini beklemek gerçekçi olmazdı. Yahoo gibi cazip teklifleri reddettikten sonra çok mütevazi değerlere satılmak zorunda kalma gibi bir senaryoların yaşandığı dönemde Snapchat uygulamanın potansiyelini görüp bu teklifi reddetti. 3 Milyar Dolar teklif yapılan uygulamanın halka arz edildiği andaki değeri de 36 Milyar Dolar seviyelerinde…

Dananın kuyruğu da tam bu noktada koptu. Mark Zuckerberg, darb-ı mesel olabilecek sözü “Satın alamıyorsan, kopyala”yı hayata geçirmeye başladı.

Bütün bu satın almalardan sonra uygulamalara ne oldu:
Instagram ciddi bir logo ve arayüz değişimi geçirdi. Beğendiğimiz resimleri başkalarına göndermek için kullandığımız arayüz artık bir anlık mesajlaşma yazılımı kıvamında kullanılabiliyor. Çoklu hesap desteği geldi. (Her ne kadar bu özellik kişisel hesabın yanı sıra kurumsal bir hesabı idare etmek için büyük kolaylıklar sağlasa da bu gidişatın gizliden çöpçatanlık imkanı sağlanması için yapıldığına ilişkin yorumlar da yok değil.) Snapchat’in snap özelliği Instagram Stories olarak uygulamaya eklendi. Esinlenme falan değil, neredeyse birebir kopyalama. 24 saat içinde kaybolma, yazı-resim-ikon ekleme, hikayenize kimlerin baktığını görebilme…

Whatsapp bir zamana kadar orijinal versiyonuna çok sadık kaldı. Daha sonra internet üzerinden sesli ve görüntülü görüşme özellikleri geldi. En sonra olarak Durum Güncellemesi olarak adlandırılan ama Instagram Stories benzeri bir şekilde 24 saat sonra kaybolan resim, video paylaşımı yapabilme özelliği. Bu özelliğin gelmesinden ziyade, zaten Snapchat’i taklit etmesinden dolayı hakkında antipati oluşmaya başlayan firmanın, metin olarak profilimizde yer alan durum bildirimlerini kaldırması tepki çekti. Mart-2017 itibariyle gelen güncelleme ile yazılı durum bildirimleri geri gelmiş durumda

24 saat sonra kaybolan resim-video şeklinde durum bildirimi yapılan uygulamalar kervanına Messenger uygulaması eklendi son olarak

                                                                                  
Yaptığım gözlemler sonucunda hem Whatsapp’ın hem de Messenger’ın bu özelliklerini deneme amacı dışında kullanan pek görmedim. Whatsapp’ta daha önce bunu deneyimleyen firma ısrarla kendi bünyesindeki tüm uygulamalara bunu getirmek istiyor.

Verileri ortaya koyduk, şimdi bu verilerden sonuç çıkarma zamanı.

Facebook, kullanılmadığı halde neden kaybolan resimli durum bildirimi özelliğini tüm uygulamalarına getiriyor? Instagram dışında bu özelliğin pek kullanıldığını görmedik.  Bana göre Adidas etkisi yaratmak olması çok muhtemel. Seyrettiğimiz maçlarda futbolcu formalarındaki üç paralel bant gördüğümüzde o formayı üreten firmanın adidas olduğunu biliriz ya. Facebook da kaybolan resimlerin olduğu paylaşımların kendi uygulaması olduğu intibasını vermek istiyor olabilir. Ya da kısaca insanların şunu demesini istiyor Facebook (ve altındaki şirketler) = Sosyal Ağ.

Tek başına, kaybolan resim-video uygulaması zaten firmalar için bulunmaz bir hazine değerinde. Internette unutulma hakkı gibi kavramların tartışıldığı bir dönemde kişiler için yıllar önce yaptıkları paylaşımların internet ortamında görülmesi bir endişe konusu. Her ne kadar amacından sapmaya çok müsait olsa da kaybolan resim paylaşımları insanları bu konuda rahatlatan bir şey. Yeri gelip daha cesur olmalarını sağlayabiliyor. Bu durum elbette bu paylaşımların yapıldığı uygulamanın sahipleri için, insanların mahremine daha fazla girme imkanı sağladığı ve elde ettikleri verilere bir parça daha önem kattığı için değerli.

Düşünün ki, ülkenizde politikaya atılmayı düşünen, politikada iseniz daha üst mevkiler için yarışan, çalıştığınız şirkette başarı gösterip CEO koltuğuna aday birisiniz. Üniversite yıllarında katıldığınız çılgın bir partinin resimleri bir anda ortaya çıkıyor. O anki ruh halinizle bunları paylaşmak da istiyorsunuz. Tam bu sorun için en ideal çözüm.
 

Messenger diye bir yazılım varken üstüne bir de whatsapp’ı satın almışken neden instagram’ı da bir anlık mesajlaşma yazılımı haline getiriyor? Facebook ilk çıktığı dönemde de belirli çevrelerdeki kişilerin etkileşimi üzerine kuruluydu. Bu süre zarfında birbiri ile arkadaş olan kişilerin arasındaki ortak özellik aynı kaldı. Tabi ilk üye olduğumuz dönemde girdiğimiz kişisel bilgiler facebook’u kişisel bir sosyal ağ haline getirdi. Öyle ki arkadaşlarımız da aynı durumda olduğu için onları da korumamız için bazı seçenekler eklendi. Zamanında bunun için sitenin Türkçe dil desteğine kavuşmaması yönünde gruplar dahi kuruldu.

Hal böyle olunca kullanıcılar, facebook arkadaş çevresine dahil edecekleri kişiler için daha seçici davranıyorlar. Hatta arkadaş eklenmeyi engelleyen seçenekler bile dileyenlerin kullanımına sunulmuş durumda.

Messenger da facebook platformunun uzantısı olduğu için benzer şeyleri onun için de söylemek mümkün. Her ne kadar artık bağımsız bir uygulama olsa da; birebir iletişim için, whatsapp için numarasını vermek yerine kimse kullanıcı adını (hatırlıyorsa tabi) paylaşmıyor.

Whatsapp zaten kişiselliği en fazla ön planda tutan uygulama. Her yere vermekten imtina ettiğimiz telefon numaramız üzerinden çalışması bunun için yeterli. Buradaki profil resmimizden durum bildirimlerimize kadar kimlerin bunları görebileceğine ilişkin ayarlar mevcut.

Buraya kadar olanlar iyi hoş güzel fakat rastgele iki kişinin birbiri ile etkileşime geçmesinin zor olduğu platformlar. Diyoruz ya; ne kadar çok kullanıcı o kadar iyi. Hali hazırda bunu yapabilen twitter vardı. Instagram da bu yolu takip etti. Nadir gidilen bir yöreye ait paylaştığınız resmi, aynı bölgeye giden bir başkası beğenebilir ve o kişi ile bu konu hakkında konuşabilirsiniz. Üstelik resimlerin, kendi dilimizde yayınladığımız durum güncellemelerine kıyasla evrensel bir dili olduğunu düşünürsek, bütün dünya insanlarını bir araya getirme konusunda instagram’ın daha avantajlı olduğunu anlamak zor değil.

Instagram ve Twitter gibi platformlarda kişisellik biraz daha az. Sade arayüzleri sayesinde rahatlıkla istediğimiz işlemi gerçekleştiriyoruz.

Konuyu toparlamak gerekirse;

Facebook, uygulamalarının kullanıcı sayısından aldığı güç ile ortalama bir internet kullanıcısının bütün sosyal/sosyal olmayan iletişimini kendi uygulamalarından yapmasını istiyor. Instagram’da video özelliğini kullanıma sunarak tek başına Vine servisini bitirdi. Ama dikkat etmesi gereken bir husus var. Kullanıcıların yapılacak her işlem için ayrı uygulamalarda hesap açması zorunluluğundan kurtulması ile bir uygulamada çok farklı içerik çeşitleri görmekten hoşlanmaması arasındaki dengenin iyi kurulması gerekli.

Anlık mesajlaşma platformlarının da sosyal ağa dönüştürülmeye çalışılması ya da sosyal ağlara anlık mesajlaşma özelliği kazandırılması da görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçek. Sanırım buradan çıkarabileceğimiz sonuç şu: Facebook denen şirket mümkün olduğunca çok fazla kişinin birbiri ile etkileşime geçmesini istiyor. Kullanıcılar kendisine ait hangi yazılımı kullanıyor olursa olsun benzer yöntemlerle paylaşım yapsınlar istiyor ki (bu da insanların kaybolacağını bildikleri için normalden daha cesur bir şekilde paylaşım yaptıkları kaybolan resim/video) bu tip verileri toplayabilsin.

Siz de, Instagram Hikayelerde, twiter misali, kavga edilen arkadaşa yazılan laf sokmalı yazının ekran görüntüsünün paylaşılmasından rahatsız olmuyor musunuz ?

Daha önce burada bahsettiğim gibi, bireysel anlamda paylaşımlarımızın ne kadar dikkate değer olup olmadığına bakmaksızın, bu değersiz paylaşımlarımızın toplamının bu firmalar için ne kadar değerli olduğunu unutmayalım. Paylaştığımız içerikleri buna göre sabote edelim.

________________
Her hakkı saklıdır.

Share This: